Osman Nuri Açıkgöz’ün AGD’de yayınlanan “İsviçrelilere teşekkür” başlıklı makalenin tamamı şöyle:
İsviçrelilere teşekkür...
Minare, Arapça “nur” kelimesinden türetilen bir isimdir. Nur, hem Allahın ismi, hem de Kur´an-ı Kerim´i ifade eder. Nur, aydınlık, parlaklık, ışık ve parıltı olarak anlaşılsa da nur kelimesinin mânâsını tam olarak ifade edemez. Minare; “Nur kulesi” demektir. Bu nur kulesinden yayılan nurlar kâinat semasının batmayan manevî güneşi olan Kur´an-ı Kerime davet nidasıdır. Kur´anın nurundan uzak kalanlar karanlıkta kalırlar. Çünkü her şey Nur ile aydınlanır, anlaşılır ve görünüp bilinir. Minare şehâdet parmağı değil, şehâdete giden ışıklı kuleden “Allahu Ekber” sâdâsının yükseldiği, Allah´ın büyüklüğünün ve Bir oluşunun simgesidir. Orada Tanrı da, Tanrıça da, peder- oğul- Rühullah üçlemesi de reddedilir. Ezandaki ikinci nidadır ki o şehadeti ifade eder. Ezan, Allah´ın en büyük olduğunu ilandan sonra ondan başka ilah olmadığını ilan ederek Şehadeti tamamlar. Şehâdet, kalplerin şirklerden arındırılmasıdır. Onun içindir ki Hz. Muhammed (as) tam on üç sene kalplerdeki putların ve şirklerin silinmesi için çalışmıştır. Çünkü şirk dolu kalpte, Tevhid ve Tekbir´in yeri olmaz. Minare, Caminin bir parçasıdır. Cami “cem eden” yani toplayan demektir ki Müminler orada toplanırlar. Renklerin, ırkların, dillerin farkının olmadığı, tek bir Allah´a kul olmanın şuurunda olarak toplandıkları bir mekândır. Orada toplanan insanlar namaza (salah ve felaha) davet edilmişlerdir. Namaz, miraçta farz kılındığından, yüceler yücesine yükselme demektir. Çünkü her namaz Mü´min´in miracıdır. Miraç ise kandildir, ışıktır, nurdur. Mü´min´ler namazla huruc´a yani miraç´a başlayarak Allah´a en yakın olmaya ve kul olmanın idrakine ulaşırlar. Müslümanlar, miracı kandil olarak kutlarken, miraçla gelen namazın Müminleri aydınlatan bir ışık oluşunun şuuru ile namaz kılarlar. Her namaz, kıble îstikâmetinde eda edilir. Kıble; sadece Kâbe demek değil, aynı zamanda darlıkdan huzura çıkış için başvurulan kapı demektir.
İsviçre de yapılan referandumda ‘´Minareye hayır´´ kampanyası açıkça bir İslamfobidir. İslâm korkusu, ortaçağ haçlı zihniyetinin bir tezahürüdür. Bu durum İnsan haklarına, düşünce ve inanç özgürlüğüne karşı yapılan bir harekettir. Batı (hristiyan) dünyası İslamiyeti bir din olarak kabul etmediği gibi, Müslümanları fert olarak sapık fikirli insanlar, inkârcılar ve hatta dinsiz kafirler olarak anlamış ve anlatmıştır. Avrupa medeniyetinin içi boş olduğu için İslam´ın Avrupa´da yayılmasından korkanlar, İslam´ı düşman olarak göstermişlerdir. Vatikan yani Papalık İslâm´ın da bir din olduğunu henüz 1965 yılında kabul edebilmiştir. Medeni bir ülke olarak bilinen İsviçre gibi bir ülkede insanların % 52´sinin minareye hayır demesi gayet normaldir. Geriye kalan % 48´inin, minareye evet diyebilmesi teşekküre şayan bir harekettir. O insanlara teşekkür etmek ve insan kardeşliği adına onları tebrik etmemiz gerekir. İslâm´ın irtica ve gericilik olarak anlatıldığı bir dünyada inanç özgürlüğü adına minareye evet diyebilenler, bu ‘´Nur´´ kulesinin ışığından aydınlanmaya ve Nurlanmaya aday olanlardır. Hayır diyenlere kızarak, ‘´evet´´ diyenleri görememek gafletinden kurtulmamız gerekmektedir. İlim ve ibadet merkezi olan camilerimiz birer uzay istasyonu mesabesindedir. Camilere ekli füze gibi duran minareler ‘´Nur kuleleri´´ tepesinde Îslâm´ın sembolü olan Hilali taşırlar. Camiye gelen Müslümanlar ilim, ibadet ve inanç ateşiyle tutuşturulabilselerdi, minarenin ucundaki Hilâlin fethi (ayın fethi) biz Müslümanlara nasip olabilirdi. Medeniyet yarışında iki asırdır, Batı kültürüne esir olan Müslümanlar, Medine kökenli İslâm medeniyetine sarılamadıklarından, ayın fethine de mazhar olamamışlardır.
Sevgi ve barış dini olan İslâm´ın, Avrupa´nın göbeğindeki İsviçrelilerin yarıya yakını tarafından tanınması ve adeta sempatiyle bakılması, İslâm adına sevindirici bir harekettir. İşte bu yüzden İsviçrelilerin bu geniş hoş görüsünü muhabbet ve sevgiyle kucaklıyorum. Bugün İstanbul Beyoğlu´nda Taksim´e cami yapılmasını referanduma sunmaya kalksak kopartılacak fırtınadan Ayasofya´nın minareleri bile yıkılabilir. Onun için, İsviçrelilere teşekkürler ve tebrikler.


















