Müminlerin bayramıdır Cuma. Toplanmak demektir. Toparlanmak, hizaya gelmek, kendine çeki düzen vermek. Çekip çekiştirmek değil yani Cuma safında komşuyu. Telaş perşembeden başlar. Tövbe telaşı sarar herkesi. Haftanın tüm günahları yatsıyı cemaatle kılıp bir aşir okunduktan sonra gider. Bir sonraki perşembeye kadar. Sanki çarşambaya ölmeyeceği garanti gibi. İmam söylemeye başlar ve cemaat tekrarlar koro halinde hep beraber “elimizden, dilimizden, bilerek, bilmeyerek, severek, sevmeyerek azmu cezmu kasm eyledim. Tövbe ettim vallahi bir daha yapmayacağım.” Hiç kaçırmadığı diziyi yarım bırakıp büyük fedakârlık yaparak Perşembe camiye gider bizimkisi. Tabi karşılığını verecektir yaratıcı. “sen benim için dizinden vazgeçtin geldin diz çöktün ya al sana rahmet ve bereket! Diyecektir demi? ”
Okunan selayı birinin ölümüne bağlayanlar ardından okunan ezanla anlar cumayı ama saflar hala boş. Kimse imamı dinlemeye gitmemiş. Ya önceden bildikleri söyleniyor ya da söylenenler işlerine gelmiyor. Veyahut işinden dolayı camiye gidemiyor. İş yani daha önemli bir iş. Ya işine gelmeyen bir iş ya da içinden gelmeyen bir iş. Yapmak zorunda olduğu bir iş.
İmam bitirir ezanı. Aman! kimse çalmasın diye ellerde ayakkabılar, içeri dolar cemaat. Boş bulduğu yere sıkışır. Tedbirli gelenler bir karton parçası serer ayakkabısının yanına ve diz çöker. Tıklım tıklımdır cami, iğne atsan yere düşmez. Herkes imamın ağzından çıkacak sözleri bekler. Acaba bu hafta ne anlatacak, ya da bu hafta yardım istemese bari. Yavaş yavaş çıkar imam hutbeye ve başlar.” Aziz müminler muhterem Müslümanlar ” efendim der her biri kendi içinden. Çünkü en azizi ve tabi ki en muhteremi odur. Çünkü dükkânı bırakıp gelmiştir. Diziyi bırakıp gelmiştir. Ya da dördüncüyü aradığı okey masasını bırakmıştır. Yahu en önemlisi bu adam dün akşam törenle tövbe etmiştir. Bundan daha aziz ve muhterem bir davranış olur mu? Tabi ki bütün iltifatların muhatabı odur. Ama muhataplık ondan sonra biter. Kimse imamın söylediklerini kendi üstüne almaz. Çalma der imam, doğru tart der, harama girme der, yalan söyleme der, yetim malı yeme der. Ama kime der. Ne o aziz üstüne alır ne de o muhterem. Laf öylece ortada kalır.
Caminin dışındaki zaten sorumluluğu atar üstünden. Çünkü duymuyor ki imamı. Onun aklı hala ayakkabısında: Daha yeni almıştım çalmasalar bari. Neyse bu haftayı atlatalım da 2 hafta boşuz nasılsa 3 hafta devamsızlık hakkımız var bir hafta da raporlu iyi iyi ayda bir cami.
Saflar hep aynı. Yine aynı manzara. Yine klişe bir görüntü. Artık tamam anladık, yani o hava için o görüntü o şekil gerekli. Kafada takke, takke de öyle rastgele takılmamalı iyi görüntü şart. Biraz arkaya doğru önden kâkül görünecek. Diz çökülmüş, eller dizin üstünde. Okuyor müezzin ama dikkat et bir Türk sanat müziği edasıyla sanki on binlere konser veriyor. Veleddalin âmin. Namaz bitti. O camiye sığmayan cemaat sanki depremden, yangından, doğal afetten kaçar gibi kaçıyor camiden. İçeri girmek için bir birini yiyenler şimdi de bir an önce çıkmak için yiyor birbirini. Sadece yapılması gereken yapıldı. Eller açıldı. Âmin dendi. Ve bitti. Hadi şimdi evlere dağılın haftaya tekrar aynı yerde, aynı safta, eğer yaz ise klimanın kış ise kalorifer peteğinin yanında buluşmak dileğiyle.
403 defa okundu...





FİLİZ GÜNEY
EDA ÖZTÜRK
KURŞUN KALEM
MEHMET CELâL
ABDULLAH AŞKERİ
Bedelli askerlik hakkında ne düşünüyorsunuz?







