(Mücahitlere katılmayarak) kendilerine zulmedenlerin canlarını
melekler alırken: “Nerede idiniz” (niçin mücahitlerle beraber
değildiniz?) dediklerinde, “Biz yeryüzünde güçsüzdük” dediler. Melekler
de: “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Oralara hicret etseydiniz ya”
dediler. İşte onların sığınağı cehennemdir. O ne kötü dönüş yeridir. ( Nisa: 97 )
Mekke, İsmail'in diyarı değildi artık. Ka'be içi dışı irili ufaklı putlarla doldurulmuş, sıradan bir puthane den farkı kalmamıştı. Hak-hukuk,adalet,merhamet,sevgi gibi kavramların zulmün kılıcıyla boyunları vurulmuştu.Vicdanlar sızısız,kalpler sevgisizdi. Çünki iman kayıptı...
İnsani değerlerin alabora olduğu o karanlık döneme nurani bir perde çekmenin vakti gelmişti artık. Cibril-i Emin, Muhammed'ul-Emin'e Mu'min olandan Mu'min olacaklara; ''Oku!'' , '' Seni yaratan Rabbı'nın adıyla oku!'' diye, vahiy okyanusundan ilk yudumu ikram edecekti. Kainatı sevk ve idare eden Yüce Zat,şimdi yörüngesinden çıkmış beşeriyeti hükm-ü Rabbanisi ile düzene sokacaktı. Hıra bir mektepti Son Nebi'ye. Risalet yükünü kaldırabilmesi için ruhi ve kalbi bir mektepti...Kemalatın zirvesindeki ahlaka,sabır ve tahammül dersi takviye edilmeliydi. Tablonun tamamı içindeyken görünmezdi,bir de dışından etraflıca bakılmalıydı.Hıra mektebi' nin sahibi, mezun ettiği öğrencisini Mekke okulu' na tayin edecekti. Sonra hale hale tüm dünya yı saracaktı bu kutlu sada...
Mekke okulu'nun ilk talebeleri; Abdullah b. Mes’ûd, Abdur-Rahmân b. Avf, Erkâm b. Ebil-Erkâm, Saîd b. Zeyd, Mus’âb b. Umeyr, Bilâl b. Rebâh, Ammar b. Yâsîr ve onlarcası, yüzlercesi hep gençlerdi. Engin bir ruh ve nefis terbiyesinden geçen bu yiğitler, Medine yollarını aşındırıp İslam Devleti'nin temeli atılmadan önce, mana aleminde yaptıkları büyük '' Kalp İnkılabı'' ile asıl HİCRET'in iç alemde başlaması gerektiğini bil'fiil göstermiş oluyorlardı...Hicret'e giden yolun taşlarını genç ve yakışıklı bir öğretmen olan Mus'ab b.Umeyr döşüyordu...Varlıklı bir ailenin yakışıklı çocuğu, dünyalık nesi varsa terkediyor , Allah ve Rasulü'nün sevdasına fakirliğe,çileye sıkıntıya talip oluyordu. Nihayet Uhud günü şehadet şerbetini içtiğinde, üstünü tamamen kapatacak uzun bir elbisesi olmadığından, diz altı otlarla kapatılıp defnediliyordu...Bu kutlu yolculuk hiç şüphesizki Medine ile sınırlı kalmıyordu. Allah'ın ahkamını yer yüzünün her bir karışına taşıma aşk ve şevkini tadan Ashab-ı Kiram, Hindistan,Çin,Türkistan'a oradan Kuzey Afrika'ya, ulaşabildikleri en son noktaya kadar uzanıyorlardı...Onlarında eşleri,işleri,çocukları vardı. Onlarında duyguları,sevdaları hasretleri vardı fakat Mekke Okulu öyle eğitmiştiki onları, Rahmet Peygamberi'nin Veda Hutbesinde kucakladıklarının on da dokuzu gurbetlerde son nefeslerini veriyordu.....Hangi sevda,hangi aşk,hangi eş,çocuk ,iş,meşgale ALLAH DAVASI'ndan daha önemli olabilirdi ki? Önlerindeki Rehber Öğretmen (A.S), sunulan tüm dünyevi güzellikleri elinin tersiyle itip davasına sarılmamışmıydı? Dava aşkı olmadan kim reddedebilirdi ki, Mekke liderliğini, en güzel kızlarla evliliği, ayak altına serilen altınları ,hazineleri, göz kamaştıran malı-mülkü ?....... Erkam'ın ocağında vahiy ateşiyle pişen bir yürek nasıl yerinde durabilirdi ki ? İman ,akla mantığa reel sevdalara galip gelmeseydi kim uzatırdı ki boynunu kılıçların altına,kim bağrını açardı ki mızraklara, oklara ? Bu kara sevdalı arslanların aşkları varken anlatılacak, Mecnun kim Leyla neci oluyor ki ? Ferhat dağda su yolu açarken Şirin'e, Ashap Kevser havuzunu taşıyordu kurak gönüllere...Aşk, bir fani kızın kalbinde gömülmek mi, yoksa Mute destanını yazanlardan Abdullah bin Ravaha gibi ;"Ey nefis! Şehit olmaktan seni çekindiren, sakındıran, hangi şeylerdir? Eğer çekingenliğin hanımından mahrum kalmaktan ileri geliyorsa, o üç talakla boşanmıştır. Kölelerinden mahrum kalmaktan ileri geliyorsa, onlar azat edilmiştir. Yok, eğer bahçenden, hurmalıklarından ileri geliyorsa, o Allah ve Rasulü'ne bırakılmıştır." sözleriyle şehadete kanatlanmakmıdır?
Muhammed'(A.S)in Ashabı şirk batağını kurutup hidayet bahçesi oluşturmak için fedakarlığın en üst sınırını zorlarken, ahir zaman ümmeti,Ashabın Allah için terkettiğine sarılma gafleti ve sarhoşluğunda bu gün. Hicret; asla sıradan basit bir kaçış değil, imanın bir bedelidir...Batıldan Hakk'a, sözden öze, teoriden pratiğe kaçıştır...Sünnetullah'tır, sünnet-i Rusulullah'tır çünki...İbrahim'in ömrü dür,Hacer'in ismi...Hud,Lut,Şuayb,Musa (Aleyhimusselam) muhaciri oldular yer yüzünün...Ama önce özün hicreti lazım...Kalbin putlarının kırılması lazım...İki sevda bir gönüle yar olmaz. Kalp boşluk kabul etmez,ya dünyalık sevdalarla kirlenir put çöplüğü olur ya da İlahi Sevda ile taclanır gül-i zar olur...Haydi Hicrete! Haydi nazargah-ı İlahi'yi iman suyu ile temizlemeye!.. Haydi putları tevhid baltasıyla en sevdiklerimizden başlayarak kırmaya!
Ölüm meleğinin;“Nerede idiniz?” sorusuna makul bir cevap bulmaya!......
Mekke, İsmail'in diyarı değildi artık. Ka'be içi dışı irili ufaklı putlarla doldurulmuş, sıradan bir puthane den farkı kalmamıştı. Hak-hukuk,adalet,merhamet,sevgi gibi kavramların zulmün kılıcıyla boyunları vurulmuştu.Vicdanlar sızısız,kalpler sevgisizdi. Çünki iman kayıptı...
İnsani değerlerin alabora olduğu o karanlık döneme nurani bir perde çekmenin vakti gelmişti artık. Cibril-i Emin, Muhammed'ul-Emin'e Mu'min olandan Mu'min olacaklara; ''Oku!'' , '' Seni yaratan Rabbı'nın adıyla oku!'' diye, vahiy okyanusundan ilk yudumu ikram edecekti. Kainatı sevk ve idare eden Yüce Zat,şimdi yörüngesinden çıkmış beşeriyeti hükm-ü Rabbanisi ile düzene sokacaktı. Hıra bir mektepti Son Nebi'ye. Risalet yükünü kaldırabilmesi için ruhi ve kalbi bir mektepti...Kemalatın zirvesindeki ahlaka,sabır ve tahammül dersi takviye edilmeliydi. Tablonun tamamı içindeyken görünmezdi,bir de dışından etraflıca bakılmalıydı.Hıra mektebi' nin sahibi, mezun ettiği öğrencisini Mekke okulu' na tayin edecekti. Sonra hale hale tüm dünya yı saracaktı bu kutlu sada...
Mekke okulu'nun ilk talebeleri; Abdullah b. Mes’ûd, Abdur-Rahmân b. Avf, Erkâm b. Ebil-Erkâm, Saîd b. Zeyd, Mus’âb b. Umeyr, Bilâl b. Rebâh, Ammar b. Yâsîr ve onlarcası, yüzlercesi hep gençlerdi. Engin bir ruh ve nefis terbiyesinden geçen bu yiğitler, Medine yollarını aşındırıp İslam Devleti'nin temeli atılmadan önce, mana aleminde yaptıkları büyük '' Kalp İnkılabı'' ile asıl HİCRET'in iç alemde başlaması gerektiğini bil'fiil göstermiş oluyorlardı...Hicret'e giden yolun taşlarını genç ve yakışıklı bir öğretmen olan Mus'ab b.Umeyr döşüyordu...Varlıklı bir ailenin yakışıklı çocuğu, dünyalık nesi varsa terkediyor , Allah ve Rasulü'nün sevdasına fakirliğe,çileye sıkıntıya talip oluyordu. Nihayet Uhud günü şehadet şerbetini içtiğinde, üstünü tamamen kapatacak uzun bir elbisesi olmadığından, diz altı otlarla kapatılıp defnediliyordu...Bu kutlu yolculuk hiç şüphesizki Medine ile sınırlı kalmıyordu. Allah'ın ahkamını yer yüzünün her bir karışına taşıma aşk ve şevkini tadan Ashab-ı Kiram, Hindistan,Çin,Türkistan'a oradan Kuzey Afrika'ya, ulaşabildikleri en son noktaya kadar uzanıyorlardı...Onlarında eşleri,işleri,çocukları vardı. Onlarında duyguları,sevdaları hasretleri vardı fakat Mekke Okulu öyle eğitmiştiki onları, Rahmet Peygamberi'nin Veda Hutbesinde kucakladıklarının on da dokuzu gurbetlerde son nefeslerini veriyordu.....Hangi sevda,hangi aşk,hangi eş,çocuk ,iş,meşgale ALLAH DAVASI'ndan daha önemli olabilirdi ki? Önlerindeki Rehber Öğretmen (A.S), sunulan tüm dünyevi güzellikleri elinin tersiyle itip davasına sarılmamışmıydı? Dava aşkı olmadan kim reddedebilirdi ki, Mekke liderliğini, en güzel kızlarla evliliği, ayak altına serilen altınları ,hazineleri, göz kamaştıran malı-mülkü ?....... Erkam'ın ocağında vahiy ateşiyle pişen bir yürek nasıl yerinde durabilirdi ki ? İman ,akla mantığa reel sevdalara galip gelmeseydi kim uzatırdı ki boynunu kılıçların altına,kim bağrını açardı ki mızraklara, oklara ? Bu kara sevdalı arslanların aşkları varken anlatılacak, Mecnun kim Leyla neci oluyor ki ? Ferhat dağda su yolu açarken Şirin'e, Ashap Kevser havuzunu taşıyordu kurak gönüllere...Aşk, bir fani kızın kalbinde gömülmek mi, yoksa Mute destanını yazanlardan Abdullah bin Ravaha gibi ;"Ey nefis! Şehit olmaktan seni çekindiren, sakındıran, hangi şeylerdir? Eğer çekingenliğin hanımından mahrum kalmaktan ileri geliyorsa, o üç talakla boşanmıştır. Kölelerinden mahrum kalmaktan ileri geliyorsa, onlar azat edilmiştir. Yok, eğer bahçenden, hurmalıklarından ileri geliyorsa, o Allah ve Rasulü'ne bırakılmıştır." sözleriyle şehadete kanatlanmakmıdır?
Muhammed'(A.S)in Ashabı şirk batağını kurutup hidayet bahçesi oluşturmak için fedakarlığın en üst sınırını zorlarken, ahir zaman ümmeti,Ashabın Allah için terkettiğine sarılma gafleti ve sarhoşluğunda bu gün. Hicret; asla sıradan basit bir kaçış değil, imanın bir bedelidir...Batıldan Hakk'a, sözden öze, teoriden pratiğe kaçıştır...Sünnetullah'tır, sünnet-i Rusulullah'tır çünki...İbrahim'in ömrü dür,Hacer'in ismi...Hud,Lut,Şuayb,Musa (Aleyhimusselam) muhaciri oldular yer yüzünün...Ama önce özün hicreti lazım...Kalbin putlarının kırılması lazım...İki sevda bir gönüle yar olmaz. Kalp boşluk kabul etmez,ya dünyalık sevdalarla kirlenir put çöplüğü olur ya da İlahi Sevda ile taclanır gül-i zar olur...Haydi Hicrete! Haydi nazargah-ı İlahi'yi iman suyu ile temizlemeye!.. Haydi putları tevhid baltasıyla en sevdiklerimizden başlayarak kırmaya!
Ölüm meleğinin;“Nerede idiniz?” sorusuna makul bir cevap bulmaya!......
452 defa okundu...





FİLİZ GÜNEY
EDA ÖZTÜRK
KURŞUN KALEM
MEHMET CELâL
ABDULLAH AŞKERİ
Bedelli askerlik hakkında ne düşünüyorsunuz?







