HİCRET,DOST'A VİSALDİR...

Abdullah Aşkeri

27.11.2011



(Mücahitlere katılmayarak) kendilerine zulmedenlerin canlarını melekler alırken: “Nerede idiniz” (niçin mücahitlerle beraber değildiniz?) dediklerinde, “Biz yeryüzünde güçsüzdük” dediler. Melekler de: “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Oralara hicret etseydiniz ya” dediler. İşte onların sığınağı cehennemdir. O ne kötü dönüş yeridir. ( Nisa: 97 )    
                        
                           Mekke, İsmail'in diyarı değildi  artık. Ka'be içi dışı irili ufaklı putlarla doldurulmuş, sıradan bir puthane den farkı kalmamıştı. Hak-hukuk,adalet,merhamet,sevgi gibi kavramların  zulmün kılıcıyla boyunları vurulmuştu.Vicdanlar sızısız,kalpler sevgisizdi. Çünki iman kayıptı...
                         
                          İnsani değerlerin alabora olduğu o karanlık döneme  nurani bir perde çekmenin vakti gelmişti artık. Cibril-i Emin, Muhammed'ul-Emin'e  Mu'min olandan Mu'min olacaklara;  ''Oku!'' , '' Seni yaratan Rabbı'nın adıyla oku!'' diye,  vahiy okyanusundan ilk yudumu ikram edecekti. Kainatı sevk ve idare eden Yüce Zat,şimdi yörüngesinden çıkmış beşeriyeti hükm-ü Rabbanisi ile düzene sokacaktı. Hıra bir mektepti Son Nebi'ye. Risalet yükünü kaldırabilmesi için ruhi ve kalbi bir mektepti...Kemalatın zirvesindeki ahlaka,sabır ve tahammül dersi takviye edilmeliydi. Tablonun tamamı içindeyken görünmezdi,bir de dışından etraflıca bakılmalıydı.Hıra mektebi' nin sahibi, mezun ettiği öğrencisini  Mekke okulu' na tayin edecekti. Sonra hale hale tüm dünya yı saracaktı bu kutlu  sada...
                            Mekke okulu'nun ilk talebeleri;  Abdullah b. Mes’ûd, Abdur-Rahmân b. Avf, Erkâm b. Ebil-Erkâm, Saîd b. Zeyd, Mus’âb b. Umeyr, Bilâl b. Rebâh, Ammar b. Yâsîr ve onlarcası, yüzlercesi hep gençlerdi. Engin bir ruh ve nefis terbiyesinden geçen bu yiğitler,  Medine yollarını aşındırıp İslam Devleti'nin  temeli atılmadan önce,  mana aleminde  yaptıkları büyük '' Kalp İnkılabı'' ile asıl HİCRET'in  iç  alemde başlaması gerektiğini bil'fiil göstermiş oluyorlardı...Hicret'e giden yolun taşlarını genç ve yakışıklı bir öğretmen olan  Mus'ab b.Umeyr döşüyordu...Varlıklı bir ailenin yakışıklı  çocuğu,  dünyalık nesi varsa  terkediyor , Allah ve Rasulü'nün  sevdasına fakirliğe,çileye  sıkıntıya talip oluyordu. Nihayet Uhud günü şehadet şerbetini içtiğinde,  üstünü tamamen kapatacak uzun bir elbisesi olmadığından,  diz altı otlarla kapatılıp defnediliyordu...Bu kutlu yolculuk hiç şüphesizki Medine ile sınırlı kalmıyordu. Allah'ın ahkamını yer yüzünün her bir karışına taşıma aşk ve şevkini tadan Ashab-ı Kiram, Hindistan,Çin,Türkistan'a  oradan  Kuzey Afrika'ya,  ulaşabildikleri en son noktaya kadar uzanıyorlardı...Onlarında eşleri,işleri,çocukları vardı. Onlarında duyguları,sevdaları hasretleri vardı fakat  Mekke Okulu öyle eğitmiştiki onları, Rahmet Peygamberi'nin   Veda Hutbesinde kucakladıklarının on da  dokuzu gurbetlerde son nefeslerini veriyordu.....Hangi sevda,hangi aşk,hangi eş,çocuk ,iş,meşgale ALLAH DAVASI'ndan daha önemli olabilirdi ki? Önlerindeki Rehber Öğretmen (A.S), sunulan tüm dünyevi güzellikleri  elinin tersiyle itip davasına sarılmamışmıydı? Dava aşkı olmadan kim reddedebilirdi  ki, Mekke liderliğini, en güzel kızlarla evliliği, ayak altına serilen altınları ,hazineleri, göz kamaştıran malı-mülkü ?....... Erkam'ın ocağında  vahiy ateşiyle pişen bir yürek nasıl yerinde durabilirdi ki ? İman ,akla mantığa reel sevdalara galip gelmeseydi  kim uzatırdı ki boynunu kılıçların altına,kim bağrını açardı ki mızraklara,  oklara ? Bu kara sevdalı arslanların aşkları varken anlatılacak, Mecnun kim Leyla neci oluyor ki ? Ferhat dağda su yolu açarken  Şirin'e,  Ashap Kevser havuzunu taşıyordu kurak gönüllere...Aşk,  bir fani kızın kalbinde  gömülmek mi,  yoksa Mute destanını yazanlardan  Abdullah bin Ravaha gibi ;"Ey nefis! Şehit olmaktan seni çekindiren, sakındıran, hangi şeylerdir? Eğer çekingenliğin hanımından mahrum kalmaktan ileri geliyorsa, o üç talakla boşanmıştır. Kölelerinden mahrum kalmaktan ileri geliyorsa, onlar azat edilmiştir. Yok, eğer bahçenden, hurmalıklarından ileri geliyorsa, o Allah ve Rasulü'ne bırakılmıştır." sözleriyle şehadete kanatlanmakmıdır?
                         
                       Muhammed'(A.S)in Ashabı şirk batağını kurutup hidayet bahçesi oluşturmak için fedakarlığın en üst sınırını zorlarken, ahir zaman ümmeti,Ashabın Allah için terkettiğine sarılma gafleti ve  sarhoşluğunda bu gün. Hicret; asla  sıradan  basit  bir kaçış değil, imanın bir bedelidir...Batıldan Hakk'a, sözden öze, teoriden  pratiğe kaçıştır...Sünnetullah'tır, sünnet-i Rusulullah'tır  çünki...İbrahim'in ömrü dür,Hacer'in ismi...Hud,Lut,Şuayb,Musa (Aleyhimusselam) muhaciri oldular yer yüzünün...Ama önce özün hicreti lazım...Kalbin putlarının kırılması lazım...İki sevda bir gönüle yar olmaz. Kalp boşluk kabul etmez,ya dünyalık sevdalarla kirlenir put çöplüğü olur ya da İlahi Sevda ile taclanır  gül-i zar olur...Haydi Hicrete! Haydi  nazargah-ı İlahi'yi  iman suyu ile temizlemeye!.. Haydi  putları tevhid baltasıyla en sevdiklerimizden başlayarak kırmaya!
Ölüm meleğinin;
“Nerede idiniz?”  sorusuna  makul bir cevap bulmaya!......

452 defa okundu...
Toplam 7 yorum yapılmıştır.
şerife başyiğit
İMAN VE İMTİHAN
“(Ey mü’minler! Siz Hakk yolunda ihlâs, sabır ve takvâya sarılınız!) Eğer Allâh size yardım ederse, sizi yenecek yoktur… (Sakın gaflet ve cehâletle O’nun yolundan ayrılmayın; dînden tâviz vermeyin! Zîrâ Allâh), eğer sizi yüzüstü bırakırsa, O’ndan sonra size kim yardım edebilir? (O hâlde) mü’minler, yalnız Allâh’a güvenip tevekkül etsinler!..” (Âl-i İmrân, 160) Hâsılı her hâlükârda, yâni bütün meşakkat ve zorluklara rağmen Allâh ve Rasûlullâh yolunda yürümek, mü’minin îmân şiârıdır. Ve her mü’min bu îmân nîmetinin bedelini Hakk Teâlâ’ya ödemelidir. Kaldı ki, bu bedeli ödeyenler için âyet-i kerîmede “Allâh’a borç verenler” ifâdesi kullanılmış ve bunun karşılığını da Cenâb-ı Hakk’ın fazlasıyla vereceği beyân buyurulmuştur: Dolayısıyla, rızâ-yı ilâhîyi kazanmak için, Hakk’ın istediği bedelleri (can, mal-mülk, vesâireyi) seve seve O’nun yolunda fedâ etmek, îmânın kemâline vesîledir. Mü’minlerin şu imtihân dünyâsındaki ibtilâ, mihnet ve meşakkatlerinin âhıret kazancına bir bedel olarak kaydedildiği şüphesizdir.İslâm târihine bakıldığı zaman, Allâh’ın yardımı sâyesinde mü’minlerin, çok az bir güçle büyük muvaffakıyetler elde ettiği görülür. Bedir, Mûte, Târık bin Ziyâd’ın İspanya’ya çıkışı, Malazgirt ve birçok zaferler bu hakîkatin birer misâlidirler. Diğer taraftan bütün dünyâya “i’lâ-yı kelimetullâh”ın imzâsını atan muhteşem Osmanlı Devleti de 400 atlı ile kurulmuştur. Bu da gösteriyor ki müslümanlar, ihlâsları ölçüsünde muvaffak olmaktadırlar. Yâni ihlâstan ayrılmayan kuvvet ve kudrette yenilmez hâle gelir; ihlâsını kaybeden de gücünü kaybeder. RABBİM,İMANDAN, İHLASTAN HAK DAVADAN AYIRMASIN BİZLERİ.İNŞAALLAH..emeğinize yüreğinize sağlık...

Beydae sır
*Nerede idiniz ?*
Kalbin putlarının kırılması lazım...İki sevda bir gönüle yar olmaz. Sevdamız Rabbim ve Rasulüne yolumuzu aydınlatanlara bizi Mevlaya ulaştıranlara... Ehli Sünnete ilk muallimi olan Peygamberime[s.a.v.] selam olsun.Hocam yüreğinize sağlık çok güzel bir yazı nasıl yorum yapacağımı bilemedim Allah razı olsun sizden...

Ayşe
....
Zulmün kılıcı tekrar boy göstermekte islam coğrafyasında yine vicdanlar sızısız, kalpler sevgisiz kaldı. Peygamberimizin (a.s) ve ashabın yan gözle bakmadığı dünya güzelliklerine biz dört gözle bakar olduk. Rabbim bizlerede kalbimizdeki putları kırıp özümüze hicret etmeyi, "Nerde idiniz?" sorusuna, -bizi kevser havunun başında Resulullah ile buluşturucak cevaplar vermeyi- nasip etsin.(amin) yüreğinize sağlık hocam....

melek demirkol
HİCRET EDİLECEK O KADAR ÇOK ŞEY VARKİ...
Maddi hicret(yurt değiştirmek), sadece bir kaçış değil, güçlenip geri dönmek, kaldığı yerden devam etmek, varılmak istenen hedefe varmak... Maddi hicrette, mana çok güçlüdür. Güçlüdür ki, tüm varlığını, rahatını terk edip, fakirliğe, mahrumiyete gidilir... Bugüm maddeden çok mananın hicretine ihtiyaç var bu coğrafyada... Ve hicret edilecek o kadar çok şey var ki... Yalandan, doğru söze; fuhşiyattan, edepe; haramlardan, helale; uyuşukluktan, harekete; dırdırdan, amele; maddeden, manaya; şirkten, tevhide;... Kısacası; hayatlarımızda tam bir devrim şart ! Bir beldeden, başka bir beldeye hicret eder gibi... Her türlü mahrumiyete göğüs gererek... Köleleşmiş ruhlarımızı azat edip, hürriyetine kavuşturmak için... Bütün zincirleri kırıp, yalnızca Yaratana bağlanmak için...

ümmü sena
hicret
çok güzel bi yazı olmuş hocam yüreğinize sağlık hicret ruhu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi RABBİM inş. nefis ve şeytanın aldatmacalarından kaçarak kendine hicret edebilen kullarından olmayı nasip eder

Yazarın Diğer Yazıları
Bedelli askerlik hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bedelliye karşıyım
Çıkması iyi olur
Diğer Anketler
Foto Galeri Video Galeri
Foto galeri

Foto galeri

Liste Depremi

Görseller

Duvar Kağıdı

Tüm Galeriler
ANKARA
  • ADANA
  • ADIYAMAN
  • AFYON
  • AĞRI
  • AKSARAY
  • AMASYA
  • ANKARA
  • ANTALYA
  • ARDAHAN
  • ARTVİN
  • AYDIN
  • BALIKESİR
  • BARTIN
  • BATMAN
  • BAYBURT
  • BİLECİK
  • BİNGÖL
  • BİTLİS
  • BOLU
  • BURDUR
  • BURSA
  • ÇANAKKALE
  • ÇANKIRI
  • ÇORUM
  • DENİZLİ
  • DİYARBAKIR
  • DÜZCE
  • EDİRNE
  • ELAZIĞ
  • ERZİNCAN
  • ERZURUM
  • ESKİŞEHİR
  • GAZİANTEP
  • GİRESUN
  • GÜMÜŞHANE
  • HAKKARİ
  • HATAY
  • IĞDIR
  • ISPARTA
  • İÇEL
  • İSTANBUL
  • İZMİR
  • KAHRAMANMARAŞ
  • KARABÜK
  • KARAMAN
  • KARS
  • KASTAMONU
  • KAYSERİ
  • KIRIKKALE
  • KIRKLARELİ
  • KIRŞEHİR
  • KİLİS
  • KOCAELİ
  • KONYA
  • KÜTAHYA
  • MALATYA
  • MANİSA
  • MARDİN
  • MUĞLA
  • MUŞ
  • NEVŞEHİR
  • NİĞDE
  • ORDU
  • OSMANİYE
  • RİZE
  • SAKARYA
  • SAMSUN
  • SİİRT
  • SİNOP
  • SİVAS
  • ŞANLIURFA
  • ŞIRNAK
  • TEKİRDAĞ
  • TOKAT
  • TRABZON
  • TUNCELİ
  • UŞAK
  • VAN
  • YALOVA
  • YOZGAT
  • ZONGULDAK

17°
Pazartesi Salı Çarşamba Perşembe
Haber Arşivi  |   Künye  |   İletişim  |   Giriş sayfam yap  |   Sık Kullanılanlara Ekle  |   Sitene ekle  |  
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz